Deutsche Bank, merkez bankası rezervlerindeki değişimleri jeopolitiğin (ülkeler arası güç dengesi) kaymasıyla ilişkilendiriyor. Buna göre yönelim, ABD dolarından uzaklaşıp altına (fiziki altın) doğru. Banka; altının rezervlerdeki payını, merkez bankalarının altın stokları, altın fiyatı ve küresel döviz (FX) rezervlerinin toplam düzeyiyle ilişkilendiren bir çerçeve (analiz modeli) ortaya koyuyor.
Makale, 1989 sonrası ABD liderliğindeki küresel düzenin yükselişini, bugünün daha parçalı ortamıyla karşılaştırıyor. Altının rezervlerdeki rolünün gerilemesinin, 1970’lerde Bretton Woods (sabit kur sisteminin temeli olan düzen) sonrası değil, 1990’larda jeopolitik değişim sonrası gerçekleştiğini söylüyor.
Altın Rezervleri ve Jeopolitik
Rapor, ABD dolarının merkez bankası rezervlerindeki payının %60’ın üzerinden %40’a gerilediğini belirtiyor. Aynı dönemde altının payının, dip seviyesinden üç katına çıkarak %30’a yükseldiği ifade ediliyor.
Çerçeve üç ana unsuru öne çıkarıyor: merkez bankalarının tuttuğu altın miktarı, altın fiyatı ve toplam küresel FX (döviz) rezervleri. Üç alandaki hareketin de ağırlıkla gelişen ülke (emerging market) merkez bankalarından kaynaklandığı; altın alımları ve FX rezervlerinin düşüşe başlayabileceği olasılığı vurgulanıyor.
Jeopolitik değişim, küresel finans düzenini (para ve sermaye akışlarının genel yapısını) yeniden şekillendirerek merkez bankalarını dolar yerine altını tercih etmeye itiyor. Bu yönelim para politikasından (faiz ve likidite kararları) çok, dünya güç dengesindeki değişime verilen bir tepki olarak görülüyor. Ülkelerin dolara bağımlılığı azaltma yönünde kalıcı bir eğilim içinde olduğu belirtiliyor.
Bu eğilim, Dünya Altın Konseyi’nin (World Gold Council) verileriyle destekleniyor: 2026’nın ilk çeyreğinde merkez bankaları küresel rezervlere 290 ton ekledi. Bu güçlü başlangıç, 2025 boyunca görülen ve 1.000 tonun üzerinde alımla gerçekleşen yüksek seviyeli talebin ardından geldi. Gelişen ülke bankalarından süren talep, altın fiyatı için güçlü bir taban (düşüşleri sınırlayan destek) oluşturuyor.
Altın İçin İşlem (Trading) Sonuçları
Aynı anda doların döviz rezervlerindeki ağırlığı zayıflamaya devam ediyor. IMF’nin (Uluslararası Para Fonu) 2025 sonu verileri, doların “tahsis edilen rezervler” (para birimi dağılımı raporlanan rezervler) içindeki payının %58,2’ye gerilediğini; bunun uzun yıllardır görülmeyen bir seviye olduğunu gösterdi. Süregelen ticaret gerilimleri ve yaptırımlar, ülkeleri alternatif aramaya yöneltiyor.
Yatırımcılar açısından bu tablo, bu yıl ons başına 2.450 doların üzerine çıkan altında yukarı yönlü baskının sürebileceğine işaret ediyor. Bir seçenek, altın ETF’leri (borsada işlem gören fon) üzerinde alım opsiyonu (call: belirli fiyattan alma hakkı) veya boğa alım spread’i (bull call spread: iki call kullanıp maliyet ve riski sınırlayan strateji) kullanarak yükselişten faydalanırken riski sınırlamak olabilir. Merkez bankalarının kesintisiz alımları, piyasaya güçlü bir destek (tailwind: fiyatı yukarı iten ana etken) sağlıyor ve bunun kısa sürede tersine dönmesi zor görülüyor.
Alttaki jeopolitik gerilim, dalgalanmanın (volatilite: fiyat oynaklığı) yüksek kalabileceğini düşündürüyor; bu da opsiyonları daha pahalı yaparken, doğru pozisyonda değerlerini artırabilir. Yatırımcılar ayrıca zayıflayan dolardan faydalanan stratejileri de değerlendirebilir; örneğin ABD Dolar Endeksi (DXY: doların diğer büyük paralar karşısındaki değerini ölçen endeks) üzerinde satım opsiyonu (put: belirli fiyattan satma hakkı). Bu, “dedolarizasyon” (dolar kullanımının azalması) eğiliminin diğer tarafını işlemeye (pozisyon almaya) imkân verir.
Gelişen ülke merkez bankalarının adımlarını yakından izlemek gerekiyor; çünkü bu hareketin ana itici gücü onlar. Devam eden alımlar altın fiyatlarını yukarı itiyor. Döviz rezervlerinde düşüş başlayıp başlamadığı da önemli; bu, küresel sermaye akımlarında (paranın ülkeler arası yönü) belirgin bir değişime işaret edebilir.