BNY’den Geoff Yu, Orta ve Doğu Avrupa’da artan bütçe baskısının (kamu harcamaları ve borçlanmanın yarattığı yük) bölgesel döviz hareketlerinin ve **carry trade** işlemlerinin (yüksek faizli para birimini alıp düşük faizli para birimini satma stratejisi) ana itici gücü olduğunu söylüyor. Yu’ya göre bölgede hiçbir merkez bankası faizi artırmaya yakın görünmüyor; enflasyon beklentileri açısından asıl riskin kısa vadeli fiyat şoklarından çok maliye politikasından (bütçe açığı, harcama ve vergi kararları) kaynaklandığını belirtiyor.
Romanya’nın en sert baskıyla karşı karşıya olduğu, hükümetin dağılmasının kısa vadede bütçeye dair belirsizliği artırdığı ifade ediliyor. 2025’in 4. çeyreğinde **ikiz açık** (bütçe açığı + cari açık) her biri GSYH’nin (ekonominin toplam büyüklüğü) yaklaşık %8’i seviyesine yakındı; buna ek olarak **düşük reel faiz** (faiz oranının enflasyondan arındırılmış hali) dikkat çekiyor.
Polonya ve Macaristan da bütçe dengesinde GSYH’nin “yüksek tek haneli” yüzdelerine doğru gidiyor. Ancak son iki yılda **cari denge** (ülkenin dış ticaret ve gelir-gider dengesi) trendleri daha iyi. Finansmanı destekleyen unsurlar olarak **doğrudan yabancı yatırım (FDI)** (yabancı şirketlerin ülkeye kalıcı yatırım yapması) ve **cari transferler** (hibe, AB fonları, karşılıksız para girişleri gibi) öne çıkıyor; Macaristan için seçim sonrası cari transferlere özellikle vurgu yapılıyor.
Yu, dış kaynaklı etkenler nedeniyle ortak kısa vadeli enflasyon baskılarının süreceğini öngörüyor. Ayrıca bölgede bütçe gidişatlarının daha da ayrışmasını; bunun da **getiri eğrilerine** (farklı vadelerde tahvil faizlerinin oluşturduğu yapı), döviz akımlarına ve döviz pozisyonlarına yansımasını bekliyor.
2025 sonlarında Orta ve Doğu Avrupa’da gördüğümüz mali ayrışma, işlem stratejilerimizde ana tema olmaya devam ediyor. Bölge merkez bankaları faiz artırmaya isteksiz; bu da ayarlamanın yükünü para birimlerinin taşımasına yol açıyor. Önümüzdeki haftalarda bu ayrışmanın hızlanmasına göre pozisyon almak gerekir.
Romanya’nın bütçe ve dış denge bozuklukları en net işlem fırsatını sunuyor. 2025’in 4. çeyreğinde zaten GSYH’nin %8’ine yaklaşan ikiz açıkta belirgin bir iyileşme yok; 2026’nın 1. çeyreğine ilişkin öncü veriler **konsolide bütçe açığının** (merkezi yönetim ve ilgili kamu hesaplarının toplamı) %7,8 olduğunu gösteriyor. Romanya leyi (RON) en kırılgan para birimi görünüyor. Özellikle merkez bankasının kuru yönetmek için **döviz rezervi** (merkez bankasının elindeki yabancı para varlıkları) kullandığı ve rezervlerin ocaktan bu yana yaklaşık 3 milyar euro azaldığı belirtiliyor.
Bu görünümle, sınırlı zararla (ödenen prim kadar) daha fazla ley zayıflığına oynayabilmek için **EUR/RON alım opsiyonu (call)** (belirli tarihe kadar belirli fiyattan euro alma hakkı) düşünülebilir. Paritedeki **zımni oynaklık** (opsiyon fiyatlarından türetilen beklenen dalgalanma) bu yıl %8’den %11’in üzerine çıktı; bu da piyasadaki kaygının arttığını gösteriyor. Bu strateji, sert hareketten kazanç potansiyeli sunarken olası zararı ödenen primle sınırlar.
Buna karşılık Polonya ve Macaristan daha dengeli bir görünüm veriyor; geçen yıl da not ettiğimiz üzere dış dengeleri daha güçlü. Polonya’nın cari fazla rakamı 2026’nın ilk çeyreği boyunca korundu. Güncel FDI verileri ise Macaristan’ın elektrikli araç sektörüne 1,5 milyar euro daha yatırım çektiğini gösteriyor. Bu dayanıklılık, Polonya zlotisini (PLN) ve Macar forintini (HUF) görece daha cazip kılıyor.
Bu ayrışmayı işlemeye en doğrudan yaklaşım, **nispi değer** (iki varlığı birbirine göre değerlendiren) pozisyonlarıdır: örneğin **forward sözleşmeleri** (bugünden belirlenen kurla ileri tarihte alım-satım) üzerinden PLN/RON veya HUF/RON’da uzun pozisyon almak. Böylece euro veya doların genel hareketlerinden ziyade Romanya’nın özel mali zayıflığı hedeflenir. Romanya ile Polonya’nın 10 yıllık devlet tahvili faizleri arasındaki fark 2026 başından bu yana 60 **baz puan** (yüzde puanın yüzde biri; 60 baz puan = %0,60) açıldı; bu da piyasanın ayrışmayı fiyatladığını gösteriyor.