Hürmüz Boğazı’ndaki aksama, küresel petrol arzından günlük 9–10 milyon varilin çekilmesine yol açmış görünüyor. Brent petrol 100 dolar/varil civarında işlem görüyor; metinde 103 dolar/varil seviyesi de anılıyor. Kısıtların sürmesi halinde Brent’in 150 dolar/varilin üzerine çıkabileceği öngörülüyor.
Metne göre boğaz neredeyse geçilemez durumda ve azalan akış devam ederse yaz aylarına doğru arz sıkıntısı gelişebilir. Ayrıca daha yüksek petrol fiyatlarının; Körfez bölgesinden temin edilen enerji, gübre ve diğer üretim girdilerinin maliyetini artırdığı, buna ek olarak taşımacılık ve tedarik hattı sorunlarını (lojistik kısıtlar: sevkiyat kapasitesi, rota ve liman darboğazları) büyüttüğü belirtiliyor.
Market Impact And Supply Shock
Metin, petrol ve girdi fiyatlarının uzun süre yüksek kalmasının küresel enflasyonu (fiyat artış hızını) yukarı iteceğini ve yaz aylarına doğru stagflasyon (ekonomik büyümenin zayıfladığı ortamda enflasyonun yüksek kalması) riskini artıracağını vurguluyor. Enflasyon beklentilerinin yükselmesinin ABD para politikasını “nötr” ya da “sıkı” çizgiye (faizleri yüksek tutma/economiyi frenleme) itebileceği; bunun da altın tutmanın maliyetini artıracağı ifade ediliyor. Buradaki “taşıma maliyeti (carry)” ve “fırsat maliyeti” daha basit ifadeyle şunu anlatır: Faizler yükselince, faiz getirmeyen varlıklarda (altın gibi) beklemek daha az cazip hale gelir.
Washington ve Tahran’dan gelen sert açıklamalar, gemilere yönelik saldırılar ve İran’ın nükleer kapasitesiyle ilgili durum; akışın kısa vadede tamamen normale dönmesini zorlaştıran unsurlar olarak sayılıyor. WTI’ın (ABD tipi ham petrol) yakın zamanda 100 dolar/varilin altına indiği, ancak petrol akışında artış olmadığı; savaş sonrası oluşan arz açıklarının petrolü bir süre 100 dolar/varil civarında tutabileceği de ekleniyor.
Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı kalırken, piyasadan günlük 9–10 milyon varillik çok büyük bir arz kesintisi yaşandığı belirtiliyor. Bu tablo, halen varil başına 103 dolar civarında işlem gören Brent’in yaz aylarında 150 dolar/varilin üzerindeki yeni bir banda yükselebileceğine işaret ediyor. Metin, “türev” işlemi yapan yatırımcıların (türev: fiyatı petrol gibi bir dayanak varlığa bağlı sözleşmeler) bu yükseliş ihtimaline göre pozisyon almasını öneriyor; çünkü önümüzdeki haftalarda fiziki kıtlık (gerçek petrol bulunabilirliğinde azalma) olasılığının arttığı savunuluyor.
ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerinin bu görüşü desteklediği; ABD ham petrol stoklarının son haftalık veride 4,5 milyon varilden fazla azaldığı ve bunun beklentiden daha sert bir düşüş olduğu aktarılıyor. Arzın sıkılaştığı bu ortamda OPEC+ görüşmelerinin, Hürmüz kaynaklı açığı kapatmak için sınırlı “yedek üretim kapasitesini” (kısa sürede devreye alınabilecek ek üretim) kullanmaya dönük net bir plan olmadan bittiği belirtiliyor. Bu unsurların, petrol vadeli işlemlerinde (vadeli işlem: belirli tarihte belirli fiyattan alım-satım sözleşmesi) uzun pozisyon (fiyat artışı beklentisiyle alım yönlü pozisyon) veya alım opsiyonu (call: belirli fiyattan alma hakkı veren sözleşme) alınması görüşünü güçlendirdiği ifade ediliyor.
Ayrıca şirketler için hızla yükselen girdi maliyetleri ile merkez bankasının daha az destekleyici bir duruşa geçmesi, ekonomi için zor bir tablo yaratıyor. Bu stagflasyon baskısının şirket kârlarını zayıflatabileceği ve hisse endeksleri üzerinde baskı oluşturabileceği belirtiliyor; enerji kaynaklı riskler büyürken hisse piyasasında temkinli hatta düşüş yönlü bir yaklaşımın gerekebileceği söyleniyor.
Trading And Policy Implications
2022’deki jeopolitik şoklar sonrasında petrol fiyatlarının uzun süre yüksek kaldığı ve enflasyonu beslediği hatırlatılıyor. Mevcut arz kesintisinin daha doğrudan ve miktar olarak daha büyük olduğu; bu nedenle fiyat etkisinin o döneme kıyasla daha sert ve kalıcı olabileceği değerlendirilıyor. Bu yüzden petrolün uzun süre 100 dolar/varilin üzerinde kalmasına göre pozisyon almanın daha makul olduğu ifade ediliyor.
Yüksek enerji fiyatlarının yaklaşan enflasyon verilerine doğrudan yansıyacağı ve ABD Merkez Bankası’nın (Fed) kararlarını zorlaştıracağı belirtiliyor. Metin, Fed’in yükselen enflasyon beklentileriyle mücadele için nötr hatta sıkı bir eğilimi (faizleri düşürmek yerine yüksek tutma) sürdürmek zorunda kalabileceği riskinin arttığını savunuyor. Bu görünümün faiz piyasalarında dalgalanma (volatilite: fiyatların hızlı ve geniş aralıkta hareket etmesi) yaratacağı ve yatırımcıların buna göre pozisyon alabileceği ifade ediliyor.